Hoşgeldiniz: www.acikuyu.org
Ara
_KONULAR
AnaSayfa Üye Girişi Sorular Konular İçerik Haber Gönder Popüler
  Merhaba Hasan Baydar!    

Modules
· Ana Sayfa
· ::Köyümüz
· ::Konumu ve iklimi
· ::Tarihi
· ::Yönetimi
· :Evleri
· :Gelenekleri
· :Haber Gönder
· :Halk Hekimligi
· :Hirfanli_Baraji
· :Kuyulari
· :Popüler
· :Sülaleler
· :Sifali Bitkiler
· :Sosyal Hayat
· :Tuzgolu
· :Ziraat
· Fotograf_Albumu
· Your Account
· _Özgecmis
· _Anketler
· _iletisim
· _Siteyi arkadasina öner

Languages
Site Lisanını Seçin


Rasgele Basliklar

PHP-Nuke
[ PHP-Nuke ]

·Nostalji
·Hacibekir kavunu marka oluyor
·Acikuyu 19 Temmuz 2014
·Kutlama
·Yeni Muhtar Murat AKSOY
·Kutlama
·Bayraminiz kutlu olsun
·Ramazan Bayrami
·Yoksul koylu

ACIKUYU KÖYÜ (SEREFLIKOÇHISAR-ANKARA) WEB SITESI

Başlıksız 

Pek çoğumuz,  doğup büyüdüğümüz bu köyün uzaklarında yaşıyoruz. Bazılarımız ülke sınırlarının dışında, bazılarımız da ben gibi ülke sınırlarının içinde, fakat başka il ve ilçelerde… Ancak, doğduğumuz toprakların uzağında olmak, ona duyarsız, ilgisiz kalmak anlamına gelmez, gelmemeli de. Bizler çoğaldık, ancak topraklarımız değil. Zamanla atalarımıza yeten, onları doyuran topraklar bizlere yetemedi, doyuramadı. Ve doğduğumuz toprakları bir gün terk etmek zorunda kaldık. İşte sırf bu nedenle, doğup büyüdüğüm toprakların özlemine, her geçen gün biraz daha boşalan, kaderine terk edilen, belki de birkaç nesil sonra sadece hatırları ile yaşanacak olan köyümüzün unutulmaması için bu web sitesini  (www.acikuyu.org) tasarlamayı uygun gördüm.

Acıkuyu, demografik çeşitliliğine rağmen, günümüze kadar bütün bir halk olarak barış ve huzur içerisinde yaşamayı sürdürebilmiş, bu yönüyle diğer halklara örnek olmayı başarabilmiş ender  köylerimizden birisidir. 'Şafakta uyananlar' olarak alın terlerini toprakla yoğurmuşlar; Hz. Mevlana'nın da dediği gibi, bu topraklara hep sevgi tohumları ekmişlerdir. Şimdi harabe olan ve neredeyse yıkılmak üzere olan Acıkuyu Köyü İlkokulu'nda pek çok değerli siyaset adamı, bilim adamı, meslek adamı ve fikir adamı yetişmiş, bunlar Türkiye Cumhuriyeti'nin kalkınmasına büyük katkı sağlamışlardır.  Biraz gerilere gidelim ve çocukluk yıllarımızı hatırlamaya çalışalım: Karabaş Tepe’yi aşıp Hirfanlı Barajı’na yüzmeye gitmedik mi? Çoraklı Burun’dan damlarımıza toprak taşımadık mı? Harman yerinde yabayla rüzgâra karşı çeç savurmadık mı? Şu an harabe vaziyette olan İlkokulun sıralarında yan yana oturmadık mı? Tuz gölü’nde yalın ayak yürümedik mi? Körağılı aşıp çiğdem toplayıp, kuzu gütmedik mi? Vefatlarımızda ağıt yakıp, düğünlerimizde halay sekip, oynamadık mı?. İşte şimdi, benimle aynı duyguları taşıyan, kimlik kartlarında Doğum Yeri: Şereflikoçhisar, Köyü: Acıkuyu olan ve her nerede yaşıyor olurlarsa olsunlar, bütün hemşerilerimi bu sitede buluşmaya davet ediyorum.    Sevgi ve saygılarımla,

Prof. Dr. Hasan BAYDAR (Web Editörü)
Adres: Süleyman Demirel Üniversitesi
Ziraat Fakültesi Tarla Bitkileri Bölümü 32260 - ISPARTA 
e-mail: hasanbaydar@sdu.edu.tr  




Başlıksız

"Biz, bu topraklara sevgiden başka tohum ekmeyiz"
(Hz. Mevlana)

"Türkiye’nin gerçek sahibi ve efendisi, gerçek üretici olan köylüsüdür. O hâlde herkesten daha çok refah, mutluluk ve servete müstahak ve lâyık olan köylüdür"
(Mustafa Kemal Atatürk)


Başlıksız

Nostalji
PHP-Nuke Hasan Baydar bildirdi:"











25 yıl önce çekilmiş bir acıkuyu fotoğrafı (Hasan Baydar arşivi)


"
Gönderen: baydar Tarih: 17.11.2014 Saat: 23:43 (15 okuma)
(yorumlar? | Puan: 0)

Hacibekir kavunu marka oluyor
PHP-Nuke Hasan Baydar bildirdi:"
Şereflikoçhisar kavunu, Türkiye’de herkesin bildiği ve talep ettiği kavundur. Kavun üretiminde Türkiye’de önemli bir pay sahibi olan Şereflikoçhisar orijinli Hacıbekir kavunu, Ankara Kalkınma Ajansı tarafından kabul edilen 'Ankara’nın Güneydoğusu Yöresel Marka Ürünlerle Kalkınıyor' adlı proje kapsamında coğrafi işaret sisteminde menşe işareti belgesiyle adını duyuracak. Kalın kabuklu olması nedeniyle uzun raf ömrüne sahip Hacıbekir kavununun tarım fuarlarında tanıtıcı stantlar açılacak, üreticilere yönelik teknik geziler düzenlenecek, ayrıca kavunların kış boyunca saklanacağı bir soğuk hava deposunun da kurularak, mart ayına kadar piyasaya sürülmesi ve böylece üreticilerin daha fazla kazanç elde etmeleri sağlanacak. Proje sorumlusu ve ziraat mühendisi Yavuz Ekici, Anadolu Doğa ve Kültür Koruma Ekolojik Ziraat Üretim Pazarlama ve İşletme Kooperatifi ile ortaklaşa yürütülen ve Ankara Kalkınma Ajansı'nca kabul edilen 430 bin TL bedelli proje ile Hacıbekir kavununu ulusal ve dünya bazındaki pazarlarda sergileyerek dünyaya tanıtmayı ve çiftçilerin kar paylarını artırmayı amaçladıklarını söyledi. Evliya Çelebi Seyahatnamesi'nde Ankara'dan bahsederken lezzetiyle damak yaran kavunlarından söz etmektedir. 

"
Gönderen: baydar Tarih: 26.07.2014 Saat: 01:38 (622 okuma)
(yorumlar? | Puan: 0)

Acikuyu 19 Temmuz 2014
PHP-Nuke Hasan Baydar bildirdi:"


















Yukarıdaki fotoğrafta Acıkuyu köyünü çevreleyen çadırlar Suriyeli göçmenlere ait. Köyümüzde kimyon hasadında çalışan Suriyeli göçmenler Arapça dışında bir başka dil konuşamadıklarından onlarla anlaşmak oldukça güç oldu. Ancak beden dili dünyanın her yerinde geçerliliği olan bir gönül dili. Ülkelerinde iç savaş nedeniyle Türkiye'ye sığınan bu insanlar için söylenecek söz bulamıyorum. Neredeyse sayıları 1 milyona yaklaşan bu göçmenler, başka bir ülkede sığıntı olarak çok güç koşullarda yaşıyorlar. En azından başlarını sokacakları bir çadır ve günlük geçimlerini sağlayacak iş buldukları için kendilerini şanslı görüyorlar. Bir gün gelecek Acıkuyu'da onlarca Suriyeli göçmen çadırı kurulacak dense idi, herhalde kimse inanmazdı! Gittim, gördüm ve sizler için fotoğrafladım..."

"
Gönderen: baydar Tarih: 26.07.2014 Saat: 01:10 (266 okuma)
(Devamı... | 1583 byte kaldı | yorumlar? | Puan: 0)

Kutlama
PHP-Nuke Hasan Baydar bildirdi:"

14 Mayıs tarihi bütün dünyada "Dünya Çiftçiler Günü" olarak kutlanmaktadır. Bir çiftçi ailesinin çocuğu olarak, Anadolu’nun gerçek sahipleri olan çilekeş ve cefakâr Türk çiftçisinin dünya çiftçiler gününü kutlarım. Zenginlik, refah ve entelektüel yaşam sadece belirli bir elit çevrenin değil, kırsalda yaşadığı için sosyal, kültürel ve sanatsal olarak dünya nimetlerinden yoksun kalan köylülerimizin de hakkı olmalıdır. Çünkü , tarım sadece ekonomik faaliyetler bütünü değildir; bir bilim ve sanat anlayışıdır. Bilim ve sanattan kopuk bir kitle, tarımda geri kalmaya mahkûmdur. İşte burada bizlere düşen görev, dünyanın en eski ancak en kutsal mesleklerinden birisi olan ziraat mesleğini yüceltmek, köylüyü büyük Atatürk'ün de ifade ettiği gibi milletin efendisi yapmaktır. Büyük Atatürk’ün okumaktan en çok haz duyduğu ve okullarda okutulmasını istediği “Beyaz Zambaklar Ülkesinde” adlı kitapta ne de güzel ifade ediliyor: "Köylere gidin, köylüyü ilim ışığı ile aydınlatın. Canlı lambalar olun ışık saçın, canlı sobalar olun buz tutmuş gönülleri ısıtın. Tabiattaki her şeyi sevin, tabiatı yaratanı da sevin. Sizleri aydınlık göreve çağırıyorum; gelin, büyük şairin hüzünlü değil de, sevgi dolu, neşeli şarkılarını birlikte söyleyelim".

"
Gönderen: baydar Tarih: 15.05.2014 Saat: 00:38 (386 okuma)
(yorumlar? | Puan: 0)

Yeni Muhtar Murat AKSOY
PHP-Nuke Hasan Baydar bildirdi:"
30 Mart 2014 yerel seçimi bütün Türkiye'de olduğu gibi köyümüzde de yapıldı. Seçim sonucunda köyümüzün yeni muhtarı Murat AKSOY oldu. Kendisini ve azalarını (Kemalettin Çetin, Hüseyin Uçankaya, Rıfat Mutlu ve Mustafa Adak) tebrik ediyor, başarılar diliyoruz. Ayrıca eski köy muhtarımız Cengiz EKİNCİ'ye ve heyetine muhtarlık döneminde köyümüze yapmış oldukları emek ve katkılarından dolayı teşekkür ediyoruz.

"
Gönderen: baydar Tarih: 02.04.2014 Saat: 23:20 (494 okuma)
(yorumlar? | Puan: 0)

Kutlama
PHP-Nuke Hasan Baydar bildirdi:"Acıkuyu/Ankara, Türkiye

Acıkuyu İlkokulu 1972 yılı albümünden (Foto: Hasan Yılmaz)
"
Gönderen: baydar Tarih: 31.12.2013 Saat: 13:31 (1448 okuma)
(yorumlar? | Puan: 0)

Bayraminiz kutlu olsun
PHP-Nuke Hasan Baydar bildirdi:"
Değerli hemşehrilerim, tekrar sizlere Acıkuyu'dan kucak dolusu selamlar ve sevgiler gönderiyorum. Kuşkusuz, her bayramda olduğu gibi bu bayramda da köyümüzde olup bitenleri merak ediyor ve doğal olarak köyünüzün web sitesinden haber bekliyorsunuz. İşte sizin bu beklentilerinizi bildiğimden, artık bana her bayramı köyümüzde geçirmek zaruri bir görev haline geldi. İnanın bazen ben de "en azından bu bayram tatilini deniz kenarında şirin bir beldede geçireyim, kafamı dinleyeyim, bütün bir yılın yorgunluğunu bir nebze de olsa gidereyim", dediğim oluyor. Daha önceki yıllarda bazı bayramlarda bunu yapmadım da değil! Ancak ailemden, akrabalarımdan, dostlarımdan, köyümden ayrı geçirdiğim bayramlarda içimde tarif edilemez bir boşluk oluşuyor, ne kadar telefonla bayramlaşsam da bu digital sözler içimdeki boşluğu bir  türlü dolduramıyor. Sanıyorum sizlerde  benimle aynı duyguları çoğu kez yaşamışsınızdır. Hele bir de  yurtdışında gurbet ellerde iseniz, bu yanlızlık daha bir derinden yoğun olarak hissediliyor ve memleket özlemi her yanınıza bıçak gibi saplanıp duruyor. Bayramları özel kılan, şekerler, tatlılar, kurban etleri değil, içimizdeki manevi boşlukları doldurmak, bir bakıma kendimizi bulmak, akraba, eş-dost, arkadaş özlemlerini gidermektir. 

Her neyse bu uzun girişten sonra, sizlere biraz da köyümüzdeki kurban bayramından bahsedeyim. Ben arife günü, eşim ve çocuklarımla birlikte, geldim köyümüze. Serin ve biraz rüzgarlıydı, ancak güz mevsimi için gayet güzel sayılabilecek bir hava vardı. Şöyle bir etrafa göz gezdirdiğimde, hemen her evin önünde birkaç araba durduğunu fark ettim. Bu izlenim, köyümüzün bu bayramı da kalabalık geçireceğini gösteriyordu. Geçekten de bir sonraki gün, bayram namazında camiinin insanlarla  dolup taşması, bu izlenimi doğru çıkarttı. Camii imamının bence bayram  vaazındaki en güzel sözü "Kurban bayramı et bayramı değildir; küskünlerin barıştığı, insanların kucaklaştığı, kardeşliğin pekiştiği ve Allah'ın merhamet ve hoşgörüsünün kalplere indiği günlerdir", demesiydi. Her kurban bayramında olduğu gibi camii çıkışında bağış toplama ve mezar ziyaretinin ardından ahali kurbanını kesmek üzere evlerine dağıldı. Sabah kahvaltısında kurban etinden yapılan nefis kavurmalar yenildikten sonra ev ev  bayramlaşma merasimlerine geçildi. Bayramın ilk günkü kalabalığı ikinci günden itibaren yavaş  yavaş azaldı ve nihayet köyümüz her zamanki hüzünlü sessizliğine bürünüverdi. En azından bayramın üçüncü günü, bütün yurt genelinde olduğu gibi, köyümüzde başlayan güz yağmuru adeta bereket olup yağdı. Tekrar mübarek kurban bayramınızı kutluyor, daha nice bayramlar diyerek sevgi ve saygılarımı sunuyorum. Hoşçakalınız...    

"
Gönderen: baydar Tarih: 19.10.2013 Saat: 00:06 (1432 okuma)
(Devamı... | 1 yorum | Puan: 0)

Ramazan Bayrami
PHP-Nuke Hasan Baydar bildirdi:"
8-11 Ağustos 2013 tarihleri arasında Ramazan Bayramı'nda ailemle birlikte olmak üzere köyümüzdeydim. Yaz ortası olmasına rağmen köyümüzün oldukça kalabalık olması şahsen beni çok mutlu etti. Bayram için köyünü tercih eden herkese buradan bir kez daha teşekkür ediyorum. Bayram namazında köy camisi tıka basa doluydu. Nice zamandır görmediğim köylülerimizle  namaz sonrası cami havlusunda bayramlaşma fırsatı buldum. Elbette yıllar çoğumuzu değiştirmiş, olgunlaştırmış, yüzlerde çizgiler, saçlarda aklar bırakmış. Ancak simalar değişmemiş. El sıkışmalar, sarılmalar, hal hatır sormalar... Bayram geleneklerimizin değişmez kuralıdır; bayram namazından sonra topluca mezarlığa gidilir ve ölenlerimiz dualar eşliğinde yad edilir. Öyle de oldu... Daha sonra evlerine dağılan ahali, sabah kahvaltısının ardından en yakın akrabalardan başlanarak bayramlaşıldı. Günübirlik köye bayramlaşamaya gelenler de az değildi, köyümüzün tozlu toprak yolları sanırım bu kadar çok lüks ve pahalı arabayı bir arada görmemiştir! Ellerindeki torbalarla ev ev gezerek bayram şekeri toplayan çocuklara hiç  rastlamadım. Oysa bizim çocukluğumuzda bayramları belki de en özel kılan şey şeker toplamaktı. Torbasını şekerle ve cebini harçlıkla dolduran çocukların mutluluğuna diyecek olmazdı. Ancak bu gelenek günümüzde neredeyse hiç kalmadı,  üstelik bir de bu gelenekleri sürdüren çocukları ayıplar olduk! Bayrama sadece  yurt içinden değil yurt dışından da epeyce katılım vardı. Örneğin Necati Cömert'in  Fransa ve Avusturya'dan gelen akrabaları ile tanışma fırsatım oldu. Bana  köyümüzün web sitesini hazırladığım için teşekkür ettiler ve uzak  diyarlarda bu web sitesi sayesinde köyümüzde olup bitenleri takip ettiklerini ve bir nebze de olsa hasretlerini giderdiklerini söylediler.  Ben de kendilerine bunları duymaktan mutlu olduğumu, nerede olursak olalım kökümüzü unutmamamızı ve köyümüzü yaşatmak için elimizden gelen bütün gayreti  göstermemiz gerektiğini ifade ettim. Köyümüzde son bir yılda betonarme evlere yenilerinin eklendiğini gördüm. Örneğin Kemalettin Çetin'in, Mustafa Abay'ın ve Bekir Durukan'ın evleri bunlardan sadece birkaçıydı. Ayrıca Nesime Mutlu'ya yaptırılan evden sonra Şereflikoçhisar Kaymakamlığı tarafından bir ev de rahmetli Yusuf Çetin'in karısı Gülbeyaz Çetin için yaptırılmış. Evet köyümüzdeki değişim sürüyor, yavaş da olsa artık evlerimiz tamir ediliyor, yenileniyor. Ancak yine de çökmek üzere olan veya harabe olmuş çok sayıda kerpiç ev var. Köy  odası, mezarlık ve cami çevresi kilit parke taşlarıyla örülmüş olması da gayet güzel, ancak köy içindeki yolların da bir an önce kilit taşla veya asfaltla kaplanması gerekiyor. Yine bahçeler muhteşem; bozkırı öbek öbek yeşillendirmişler. Artık kent pazarlarından satın aldıklarını değil, köyde kendi yetiştirdikleri meyve ve sebzeleri tüketiyor köylümüz. Sırf bahçelerinin bakımıyla uğraşmak için bütün yazını köyde geçirenler bile var. Örneğin Aşır Abay'ın ailesini bahçlerinde sebze toplarken fotoğrafladım. Rıfat Mutlu'nun bahçesinde henüz yeni tesis edilmiş üzüm bağını da çok beğendim. Ağustos ayı olmasına rağmen oldukça serin ve rüzgarlı bir hava vardı. Akşam olduğunda üşümemek  için hırka veya kazak giymek durumunda kaldık. Geceleri gökyüzü yine olabildiğince berrak, koyu mavi ve milyonlarca parlak yıldızla bezenmişti. Her zaman söylüyorum, geceleri gökyüzünü seyretmek için bile bu köyde yaşanılır. Güz mevsimine doğru yaklaştığımız bugünlerde köylülerimizin  en büyük beklentisi ise yağmur. Ne de olsa uzun zamandır suya hasret kalan tarlaları sürmek ve ekime hazır etmek için yağmura çok ihtiyaç var. Umarım ben köyden ayrılırken gökyüzünde toplanmaya başlayan bulutlar yağmur getirmiştir. Sizin için derlediğim fotoğraflar aşağıdadır. Hoşçakalınız.     


























Başlıksız

Acıkuyu fotoğrafları (8-11 Ağustos 2013)
"
Gönderen: baydar Tarih: 08.07.2013 Saat: 13:09 (1383 okuma)
(yorumlar? | Puan: 0)

Yoksul koylu
PHP-Nuke Hasan Baydar bildirdi:"
İskoçya'da yoksul mu yoksul bir çiftçi yaşardı. Fleming 'di adı. Günlerden bir gün tarlada çalışırken bir çığlık duydu. Hemen sesin geldiği yere koştu. Bir de baktı ki beline kadar bataklığa batmış bir çocuk, kurtulmak için çırpınıp duruyor. Çiftçi çocuğu bataklıktan çıkardı ve acılı bir ölümden kurtardı. Ertesi gün Fleming'in evinin önüne gelen gösterişli arabadan şık giyimli bir aristokrat indi. Çiftçinin kurtardığı çocuğun babası olarak tanıttı kendini.
''Oğlumu kurtardınız, size bunun karşılığını vermek istiyorum'' dedi.
Yoksul ve onurlu Fleming ; ''Kabul edemem!'' diyerek ödülü geri çevirdi.
Tam bu sırada kapıdan çiftçinin küçük oğlu göründü.
''Bu senin oğlun mu?'' diye sordu aristokrat.
Çiftçi gururla ''Evet!'' dedi.
Aristokrat devam etti ; ''Gel seninle bir anlaşma yapalım. Oğlunu bana ver iyi bir eğitim almasını sağlayayım. Eğer karakteri babasına benziyorsa ilerde gurur duyacağın bir kişi olur.''
Bu konuşmalar sonunda Fleming'in oğlu aristokratın desteğinde eğitim gördü. Aradan yıllar geçti. Çiftçi Fleming'in oğlu Londra'daki St. Mary's Hospital Tıp Fakültesi'nden mezun oldu ve tüm dünyaya adını penisilini (ilk antibiyotik) bulan Sir Alexander Fleming olarak duyurdu. Bir süre sonra aristokratın oğlu zatürreye yakalandı.
Onu ne mi kurtardı? Penisilin!
Aristokratın adi : Lord Randolp Churchill'idi...
Oğlunun adı ise : Sir Winston Churchill (1940-45 İngiltere Başbakanı).
Kurtaran doktor : Çiftçinin oğlu Sir Alexander Fleming.

Sözün özü: Hiçbir şey beklemeden verin. Karşılığını mutlaka bir gün alırsınız...
"
Gönderen: baydar Tarih: 21.05.2013 Saat: 14:20 (2786 okuma)
(yorumlar? | Puan: 0)

Acikuyu'nun sorunlari TBMM'de
PHP-Nuke Hasan Baydar bildirdi:"
CHP Ankara Milletvekili Levent Gök, TBMM Başkanlığına tam 40 soru önergesi vererek Şereflikoçhisar'ın sorunlarını Meclise taşıdı. Şereflikoçhisar köylerinin içme suyundan, kanalizasyona, yollarından, cami onarımlarına, eğitimden, sulama sorunlarına kadar pek çok konuda her köy için ayrı ayrı soru önergesi veren Levent Gök, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan tarafından cevaplandırılması isteğiyle verdiği soru önergesine konu olan köylerimizden birisi de Acıkuyu.  Köyümüzün sorunlarını dile getiren soru önergesi 3 başlık altında sunuldu:
1-Şereflikoçhisar ilçesi ACIKUYU köyü kanalizasyon projesi yapıldığı halde şebeke tesisi neden yapılmamıştır?
2-Köy içinde birkaç yere menfez yapılması gerekmektedir. Büz temin edilerek yapımın başlamasını ne zaman sağlayacaksınız?
3-Köy içme suyu kışın boşa akarken yazın çok azalmaktadır. Uygun bir su rejimine kavuşulması için ne yapmayı düşünüyorsunuz?

Acıkuyu'lu olmasa da her kim köyümüzün sorunlarını dillendirir  ve sorunlarımızın çözümüne katkı sağlar ise bizim fahri hemşehrimiz olur.

Başlıksız
"
Gönderen: baydar Tarih: 21.05.2013 Saat: 00:13 (3153 okuma)
(Devamı... | 5 yorum | Puan: 0)

Paylasmak
PHP-Nuke Hasan Baydar bildirdi:"
Her yıl yapılan en iyi çiftçi yarışmasını yine aynı çiftçi kazanmıştı. Yarışmayı izleyen gazeteciler, çiftçiden bu başarısının sırrını öğrenmek istediler...
Çiftçi;
- ‘Benim sırrım, kendi buğday tohumlarımı komşularımla paylaşmakta yatıyor...’ dedi...
Bu cevaba şaşırdı gazeteciler:
- ‘Elinizdeki kaliteli tohumları rakiplerinizle mi paylaşıyorsunuz?.. Neden böyle bir şeye ihtiyaç duyuyorsunuz ki?..’ diye sordular...
- ‘Neden olmasın, dedi çiftçi... Bilmediğiniz bir şey var. Rüzgar olgunlaşmakta olan buğdaydan poleni alır, tarladan tarlaya taşır. Bu nedenle komşularımın kötü buğday yetiştirmesi demek, benim ürünümün de kalitesinin düşük olması demektir. Eğer en iyi buğdayı yetiştirmeyi düşünüyorsam komşularımın da iyi buğdaylar yetiştirmesine yardımcı olmam gerekiyor...’

Sözün özü: "Ekmeğini yalnız yiyen, yükünü yalnız taşır".
"
Gönderen: baydar Tarih: 01.05.2013 Saat: 14:01 (1098 okuma)
(Devamı... | 5 yorum | Puan: 0)

Bir Koyde Yasamak Istiyorum
PHP-Nuke Hasan Baydar bildirdi:"
Büyük şehirlerin kalabalığı mı, insanların samimiyetsizliği mi, yaşamanın maddi yükü mü, zamanın bir koşuşturma içinde geçmesi mi bilmiyorum, bazen bir köyde yaşamak istiyorum. Akşam saatlerinde hayatın durduğu, herkesin evine çekildiği, kışın gürül gürül yanan kömür sobasının etrafında, yazın mis kokulu çiçeklerin, ağaçların olduğu bahçede hoş sohbetlerin yapıldığı, mevsimine göre meyvelerin yendiği, kalabalık akrabaların bir arada zaman geçirdiği bir köyde yaşamak istiyorum.

Havanın tertemiz, gürültüsüz ve yeni doğan güneşe merhaba dediği bir sabah da kümesteki horozların sesi, herkesi sakız gibi beyaz çarşaflı yataklarından kaldırsın. Tenekelere dikilmiş ve avluyu çevreleyen, mis gibi kokan çiçekler, avluda bir masa, masanın duvara dayanan kısmında bir divan, kahvaltı masasında, keçi peyniri, inek sütü, sarı içli yumurta, ev yapımı tereyağ, kaymak ve doğal bal, Sıdıka teyzenin bahçesinde yetiştirdiği mis kokulu domatesi, çıtır çıtır biberleri de olsun. İsteyen fırın ekmeği yesin, isteyen evde yapılan ıslatılmış yufkadan dürüm yapsın.

Gürül gürül akan bir deresi, kenarlarında söğüt ağaçları olsun, rüzgarda ses çıkartsın, sıcakta gölge yapsın. Erik, çağla badem ağaçları beyaz beyaz çiçeklerini açsın. Beyaz – sarı papatyalar yol kenarlarını süslesin. Bayrağımız gibi, tarlalar kırmızı gelinciklerle donansın.

Köyün ortasında bir kahvehane olsun, kahveci Ahmet amca ile çırağı Hüseyin, keklik kanı çaylarını doldurup doldurup tahta masa ve sandalyelerdeki köy halkına dağıtsın. Köyün büyükleri, ‘’ bi vakitler… ‘’ diye başlayan, gerçek ve içinde insanlık dersi olan hikayeler anlatsın. Hoş sohbet vakit geçirenler ile tavla sesleri birbirine karışsın.

İki – üç komşu evin hanımı birleşip yardımlaşarak, ekmek evinde – odun ateşinde yufkalar, katmerler, gözlemeler yapsın. Bir yandan yapılsın, bir yandan çoluk çocuk sıcak sıcak yapılanlardan yesin. Kat kat dizilen yufkalar, katmerler, gözlemeler evleri mis gibi kokutsun.

Daha pek çok güzel örnekler vermek mümkün. Ancak, yazıyı daha fazla uzatmamak adına yada başka bir yazı da devam etmek üzere; yüz yüze, konuşarak, dokunarak yaşanan insan ilişkilerinin, yerini tamamen teknolojiye bırakmadığı, ard niyetin hakim olmadığı, yardımlaşmanın, paylaşmanın, saygı ve sevginin hayat felsefesi olduğu bir köyde yaşamak istiyorum.

Sağlıklı ve huzurlu olunuz.

Mavi Tuna
"
Gönderen: baydar Tarih: 30.04.2013 Saat: 14:26 (1139 okuma)
(yorumlar? | Puan: 0)

Iyi ki varsin, Rahim hoca...
PHP-Nuke Hasan Baydar bildirdi:"
Emekli öğretmen Rahim DEMİRTAŞ, damla damla taşıdığı sularla oluşturduğu orman uğruna, sahibi olduğu dershaneyi ve 6  evini  sattı ve doğa uğruna yaptığı bu büyük fedakarlık Vakıfbank'ın “İşimiz Halden Anlamak” konulu reklam filmine konu oldu.

BOZKIRI CENNETE ÇEVİRDİ

Rahim Demirbaş, 15 yılda tam 32 bin ağaç dikerek “ot bitmez” denen bir coğrafyayı cennete çevirdi. Demirbaş, bu uğurda 6 evini sattı, yaklaşık 200 bin lira harcayıp 500 dekarlık alana 22 bin fidan dikti. Demirbaş, ağaçlandırma çalışmasına ilk başladığı andan itibaren çalışmaların her etabı kamerayla görüntüleyerek ağaçlandırma seferberliğinin belgesel filmini yaptı. Ereğli'ye 50 kilometre uzaklıkta bulunan bozkır alana sahip Beyören Köyü'ndeki Karacadağ mevkiini ormanlık alana çeviren Demirbaş, Cumhuriyet'in 75'inci yıldönümü olan 29 Ekim 1998 tarihinde ilk fidanlarını dikerek çalışmaya başladı. Rahim öğretmen, bu işe başladığı zaman ise çevresinden büyük tepki görmüş. Bazıları burada orman mı olur? diye tepki bile göstermiş. Rahim öğretmen yılmamış, gecesini gündüzüne katmış ve 32 bin ağaç dikerek, bozkırın göbeğine bir başarı öyküsü yazmış.

SU KUYUSU VURULMASINI İSTEDİM

Çocukluktan itibaren içinde doğa aşkı olduğunu anlatan Rahim Demirbaş, "Kimi cami, kimi okul, kimi çeşme yaptırıyor. Ben de 'orman kurayım' diyerek işe başladım. Çünkü oksijenin tek kaynağı orman.  Erozyon, toprağı alıp götürüyor. Harp etsek bir karış toprağımızı verir miyiz? Rahim Demirbaş, “Vakıfbank, bir isteğim olup olmadığı sorulduğunda, ağaçların sulanması için su kuyusuna ihtiyaç olduğunu söyledim. Tek isteğim gelecek nesillere güzel bir doğa bırakmak” dedim. Reklam filminin televizyonlarda gösterilmesinin ardından kendisine çok sayıda teşekkür telefonu geldiğini ifade eden Demirbaş, 57 köşe yazarının yaptığı fedakarlığı yazdığını söyledi.

İLK FİDANI 15 YIL ÖNCE DİKTİ

Doğup büyüdüğü Beyören Köyü'nün tamamen dağlık, taşlık olduğunu için tarıma elverişli olmadığını anlatan Rahim hoca, sözlerini şöyle sürdürdü: "Bölgemiz bozkırın ortasında kıraç bir bölge. Ama ben içimdeki ağaç ve orman sevgisi ile 15 yıl önce çalışmaya başladım. Bu bölgede istendikten sonra orman oluşturulabileceğini göstermek istedim. Bu amaçla önce 30 bin metrekarelik alan satın aldım. Buraya Cumhuriyet'in 75. yılında ilk fidanları diktim. 2.5 kilometre uzaklıkta su kaynağı buldum ve borularla bu alana taşıdım. Oluşturduğum havuzlarda biriktirdiğim suları damlama sulama sistemi ile fidanlara verdim. 8 kilometre öteden su getirdim ve su havuzları oluşturdum. Bunun da çok masrafı oldu. İnsanlar, beni eleştirdi sürekli. 'Paran çok, nereye harcayacağını şaşırdın', dediler. Ama ben bunu yaptığım için çok huzurlu ve mutluyum. Ben bu çalışmayı herhangi bir çıkar uğruna yapmıyorum. Ben köyümü ve vatan toprağımı yeşillendirmek için çalışıyorum."

 

BU ÜLKEYİ EMLAKÇIDAN ALMADIK

Türkiye'nin en büyük sorunun ağaçsızlık ve kuraklık olduğunu ifade eden  Rahim Demirbaş, “Ülkemizde ağaçlandırma seferberliği yapmak zorundayız. Ecdadımız gibi yeni ülkeler fethetmiyoruz. Elimizdeki topraklarımızı korumak zorundayız. Ağaçlandırma çalışmaları için herkes üzerine düşeni yapmalıdır. Ben bu uğurda tüm mal varlığımı harcadım. Para kazanmak isteseydim çok para kazanırdım. Ben öldükten sonra da servetim çocuklarıma kalırdı. Ama benim vicdanım el vermedi. Bu ülkeyi emlakçıdan almadık. Bu ülkeyi sevmek fedakarlık ister. Bu ülkenin aykırı insanlara ihtiyacı var. Suyun içerisindeki balık gibiyiz. Vatanımızın kıymetini bilmiyoruz. Bu vatan bizim. Ülkemize sahip çıkalım ve her yere ağaç dikelim” çağrısında bulundu. Peygamber Efendimizin “kıyamet koparken bile ağaç dikin” hadisini de hatırlatan Demirbaş, “Biz ağaca böyle önem bir Peygamberin ümmetiyiz. Ağaç diken insanların öldükten sonra da amel defteri kapanmayacak. Biz böyle güzel bir dinin insanlarıyız. Lütfen çocuklarımıza daha güzel bir ülke bırakmak için herkes üzerine düşeni yapsın” diye konuştu.
"
Gönderen: baydar Tarih: 10.04.2013 Saat: 16:10 (1227 okuma)
(yorumlar? | Puan: 0)

Uretiyoruz, ama tuketemiyoruz
PHP-Nuke Hasan Baydar bildirdi:"
Türkiye dünyada fındık, incir ve kayısı üretiminde 1., kestane üretiminde 2., antep fıstığı üretiminde 3., ceviz üretiminde 4., zeytin ve zeytin yağı üretiminde 5., büyükbaş ve küçükbaş hayvan varlığında 6. sırada yer almaktadır. Ancak içerdikleri yüksek oranda protein, yağ, lif ve mineral maddelerce son derece besleyici olan bu bitkisel ve hayvansal ürünlerin marketlerdeki satış fiyatları, çoğunluğu fakir olan halkımızın satın alma gücünü aştığından, maalesef bunları yeteri kadar tüketemiyoruz. Bir başka anlatımla sayılan bu değerli ürünlerin üretiminde ilk sıralarda olan bir ülke, bu ürünleri kendi halkının sofrasına koyamamaktadır.

Örneğin dünya fındık üretiminin %75'ini gerçekleştiren Türkiye'de kişi başı iç fındık tüketimi yılda ancak 0.6 kilodur. İnsanlarımız fındığı sevmediğinden değil, çok pahalı olduğundan (iç fındığın kilosu 20 TL) tüketemiyor. Aynı şekilde pahalılıktan dolayı yılda ancak 3 kg ceviz, 1 kg antep fıstığı, 0.9 kg badem, 0.7 kg kestane ve 0.3 kg incir tüketebiliyoruz. Dünyanın en önemli zeytinyağı üretici ülkelerinden birisiyiz, ancak kişi başı yıllık tüketimimiz sadece 1 litredir (oysa komşumuz Yunanistan'daki tüketim kişi başına 20 kg'ın üzerindedir). Tekrar altını çizerek söylüyorum, yukarıda örneklerini verdiğim tarımsal ürünlerin üretiminde Türkiye hep ilk beşte!. İşte tartışılması gereken de budur; ürettiğimizi yiyemiyoruz, tüketemiyoruz...

Özellikle protein, yağ ve mineral maddelerce zengin gıdaları yeterince tüketemeyen halkımız, ekmek ve makarna gibi karbonhidrat (un ve nişasta) ağırlıklı beslenmek durumunda kalmaktadır. Sonuçta  proteince fakir, ancak karbonhidratça zengin beslenen insanlarımızın maalesef zamanla düşünme, sorgulama ve bilgi üretme yetileri azalmakta, daha çok yönetilen ve yönlendirilen olmaktadır. İnsanlarda olduğu gibi hayvanlar aleminde de ağırlıklı olarak protein tüketenlerin daha zeki, saldırgan ve yöneten, ağırlıklı olarak karbonhidrat tüketenlerin ise tembel, uysal ve yönetilen olduğunu biliyoruz (örneğin yüzlerce ceylan veya antilop sürüsü bir aslanla baş edemez). İşte bütün bu açıklamalarım dengeli beslenmenin önemini anlatmak içindir. Eğer dünyada yönetilen değil yöneten, hükmedilen değil hükmeden, bilgi ve teknolojiyi tüketen değil üreten olmak istiyorsak, proteince zengin gıdaları da en az karbonhidratlarca zengin gıdalar kadar bol ve ucuz olarak tüketen bir halk olmalıyız. 

İşte, dünyanın gelişmiş Batı toplumlarının gelişmemiş Doğu toplumlarından ayıran en belirgin farklarından birisi de Batılıların proteince zengin gıdaları (özellikle kırmızı et ve süt) daha fazla tüketmeleridir. Dünya kişi başı yıllık kırmızı ve beyaz et tüketimi yaklaşık 40 kg'dır. 25 kg et tüketimi ile Türkiye 177 ülke arasında 121. sıradadır. Bu sıralamada dünyanın en refah, zengin ve gelişmiş ülkeleri ilk sıraları alırken (örneğin ABD 125 kg), dünyanın en yoksul, fakir ve geri kalmış ülkeleri ise geri sıralarda (örneğin Hindistan 3 kg) yer almaktadır. Türkiye, büyükbaş ve küçükbaş hayvan varlığı sıralamasında dünyada 6. sırada olmasına rağmen et tüketiminde çok geri sıralarda (çoğu Afrika ülkesinin bile gerisinde) olması son derece üzücüdür.

Gerçekte halkımızın yıllık kırmızı et tüketimi 6-12 kg'dır, Türkiye'nin et tüketimini artıran faktör yurt dışından her yıl Türkiye'ye gelen 30 milyon kadar yabancı turistin herşey dahil lüks otellerdeki tüketimidir. Ülkemizde maalesef sofrasına sadece kurban bayramında kırmızı et giren binlerce aile vardır. Halkımız, kırmızı ete göre daha ucuz olan beyaz et tüketmeye meyletmektedir. Benzer şeyler süt tüketimi için de söyleyebiliriz. Avrupa ülkelerinde süt tüketimi kişi başına yıllık 75 litre iken, ülkemizde 25 litredir. Yine bal üretimi ve kovan sayısı bakımından dünyada 2. sırada olan ülkemizde kişi başı yıllık bal tüketimi 1 kiloyu bulmamaktadır.

Ülkemizde proteince zengin hayvansal ürünler çok pahalı olduğundan (etin kilosu ABD ve AB'de 5-6 dolar iken, Türkiye'de 15-20 dolar), ağırlıklı olarak yaş sebze ve meyve ile hububat ve bakliyat gibi bitkisel ağırlıklı beslenmek zorunda kalmaktadır. Örneğin yıllık kişi başı ekmek tüketimi 150 kg ile dünyada en fazla ekmek tüketen ülkeler sıralamasına en önlerdeyiz. Makarnayı bile ekmekle birlikte tüketen bir toplum olarak günlük enerji ihtiyacımızın neredeyse yarısını sırf ekmekten karşılıyoruz. Dünya nüfusunun %1'i olduğumuz halde dünyada üretilen beyaz ekmeğin %5'ini biz tüketiyoruz. Buradan bitkisel ürünler sağlıksız ve yararsız demek istemiyorum, dengesiz (protein az/karbonhidrat çok) beslenmenin sakıncalarını ortaya koymaktır, amacım.

Türk halkı genelde proteince zengin hayvansal gıdalarla beslenmeye alışıktır, ancak ekonomik nedenlerle daha ucuz olan bitkisel gıdalarla beslenmek zorunda kalmaktadır. Öyleyse daha sağlıklı ve daha zeki toplum yetiştirmek istiyorsak, halkımıza, özellikle de çocuklarımıza, proteinli gıdaları bol ve ucuz olarak tükettirmek zorundayız (elbette aşırıya kaçamadan, dengeli ve sağlıklı beslenmenin kurallarına riayet ederek). Sonuç olarak, dünya üretiminde ilk sıralarda yer aldığımız tarımsal ürünlerle gurur duyabiliriz. Ancak bunların nimetinden önce kendi halkımız yararlanmalıdır, diye düşünüyorum. Bir bakıma, devletimiz sadece üreticiyi değil, tüketiciyi de sübvanse etmelidir. Hatırlatmakta yarar görüyorum; "Ne yersen osun'dur!"                       

"
Gönderen: baydar Tarih: 09.04.2013 Saat: 11:00 (863 okuma)
(Devamı... | 3 yorum | Puan: 0)

Guzel haber
PHP-Nuke Hasan Baydar bildirdi:"
Muhtarımız Cengiz Ekinci ile daha önce yapmış olduğumuz ropörtajda, yakın zamanda Şereflikoçhisar İlçesi Köylere Hizmet Götürme Birliği tarafından köy meydanı olarak mezarlık, köy odası ve cami civarının parke taşı ve bordür ile döşeneceğini söylemişti. Söylediği gibi olmuş ve geçen aylarda bahsettiğim meydan kilit parke taşları ile döşenmiş... Bu güzel haberi biraz geç de olsa sizlerle paylaşmak istedim. Buradan emeği geçen herkese teşekkürler...  Nihayet mart ayı geldi, şimdi sırada köyümüzü (özellikle de mezarlığı) çam ve sedir gibi orman fidanları ile ağaçlandırmak, yol kenarlarına da top akasya dikerek yeşil kolidorlar oluşturmak var. Konya'nın  Beyören Köyü bozkırını ormana dönüştüren Rahim Bey bunu başardıysa biz neden başaramayalım. Aşağıdaki resim Cengiz Ekinci'nin albumünden alınmıştır: Bu resimdeki büyüğümüz rahmetli Nazım Ekinci (Cıbbıt). Evet, oldukça eski bir fotoğraf, ancak köyümüz tarihinde ve hafızalarımızdaki yeri  kuşkusuz çok özel...  


"
Gönderen: baydar Tarih: 19.03.2013 Saat: 00:21 (817 okuma)
(yorumlar? | Puan: 0)

Tebrikler...
PHP-Nuke Hasan Baydar bildirdi:"
Hikmet Baydar'ın torunu, Nihat Baydar'ın oğlu Kuntay Baydar, İstanbul'da Hazine Müstaşarlığı Sigorta Denetleme Kurulu Müfettiş Yardımcısıdır. Bir gün kaybettiği kredi kartını yenilemek üzere Ziraat Bankası'na gider ve orada tesadüfen Müşteri İlişkileri Servis Görevlisi Duygu Kaya ile karşılaşır. Duygu Hanım, bilgi girişi yaparken Kuntay Beyin Koçhisar'lı olduğunu öğrenir: "Ben de Koçhisarlıyım, Acıkuyu köyünden" der.  Ve bu tesadüfi buluşma sonunda iki Acıkuyulunun evlliliğe giden yolun da başlangıcı olur. Duygu Hanım, Numan (Lomen) Çağdaş'ın torunu, Mualla Kaya'nın kızıdır. Evet, Duygu&Kuntay çiftinin düğünü 30 Aralık 2012 tarihinde Ankara'da olacak. Bu evlilik, aynı zamanda köyümüzün iki yakasını (Şerefli Mustafalılar ve Kadirler) bir araya getiren bir köprü de olmuş oluyor. Kuntay Bey, bir şeyini kaybetti, ancak hayatının en büyük hediyesini kazandı. Demek ki bir şey kaybetmeden, bir şey kazanılmıyormuş! Bize de, bu genç çifte ömür boyu mutluluklar dilemek düşüyor.           
"
Gönderen: baydar Tarih: 21.12.2012 Saat: 16:47 (1124 okuma)
(Devamı... | 2 yorum | Puan: 0)

Bayram Nasil Gecti?
PHP-Nuke Hasan Baydar bildirdi:"
25-28 Ekim 2012 tarihleri arasında 4 gün süren kurban bayramı nedeniyle bu yıl köyümüz ziyaretçi akınına uğradı. Ülkemizde diğer birçok yerde bayram günleri boyunca oldukça serin ve yağışlı bir iklim hüküm sürmesine karşın, aksine köyümüzde hani "pastıma yazı" derler ya, işte o türden bir hava hakimdi; ne bunaltacak kadar çok sıcak, ne de donduracak kadar çok soğuk. Berrak bir gökyüzü, güneşli, ancak tatlı sert bir hava! Üstelik bayramdan önceki yağışlar nedeniyle meydanlar yeşermeye başlamış. İşte köyümüzde bayram kutlaması yapmak için bulunmaz bir fırsat olmuş. Henüz tahıl ekiminin yeni tamamlanmış olması nedeniyle, köyde yaşayan birkısım aileler kurban bayramına kadar köyde kalmaları, yakın akraba ve dostları köye çeken nedenler. Ayrıca birçok hemşerimiz artık kurban kesimini kentlerde değil,  köyünde yapmayı tercih ediyor. Piknik havasında,  cümbür-cemaat, oldukça neşeli ve eğlenceli, üstelik hem de özlem gideriyorsunuz. Sanırım bundan böyle daha uzun bir süre bayramlar yaz mevsimine denk geldiği için köyümüzde kutlanacak. Babalarımız - analarımız neredeyse, çocuklar da elbet orada toplanacak; yüzlerce yıldır devam eden ananeler ve gelenekler bunu gerektiriyor. Bayram namazının ardından, birçoğu Turgut Beyin otlattığı koyunları kurbanlık olarak kesti. Köyümüzün kekik kokulu doğal meralarında yayılan, köyümüzün tuzlu suyundan içen bu hayvanların eti de son derece lezzetli hani! Allah kabul etsin, afiyet olsun diyor, yurtiçinde ve yurtdışında yaşayan bütün Acıkuyulu hemşerilerimin hem Kurban hem de Cumhuriyet bayramlarını kutluyorum. Aşağıdaki fotoğraf Beşer Baydar albümünden alınmıştır; kurban bayramında Muzaffer&Sultan Baydar'a yapılan bayram ziyareti görülüyor. Soldan sağa doğru: Muzaffer, Sahra, Nurhan, Yüksel, Hatice, Beşer, Tayfun, Bayram, Tamer, Dağıstan Ata (kucakta) ve Erdal Baydar. Fotoğrafı görmek için Devamı... sekmesini tıklayınız.
"
Gönderen: baydar Tarih: 31.10.2012 Saat: 01:09 (1290 okuma)
(Devamı... | 2530 byte kaldı | yorumlar? | Puan: 0)

Sogan tarlalari
PHP-Nuke Hasan Baydar bildirdi:"
Şükrü bey, Diyarbakır'lı bir çiftçi. Bizim köyle alakası nedir, diyebilirsiniz. Şükrü Bey, Diyarbakır'dan kürt asıllı ailesi ile birlikte kalkmış gelmiş bizim köye. Köyümüzün Hirfanlı baraj göletinin kıyısında uzanan tarla arazilerini bir bir kiralamış. Ne kadar mı, sıkı durun açıklıyorum; tam tamına 900 dönüm kadar. Hatta bu arazinin 230 dönümü de babam Dağıstan ve amcam Asim Baydar'ın tarlası. Neden mi kiralıyor, duyunca çok şaşıracaksınız; soğan yetiştirmek için. Bu bildiğiniz "kuru soğan". Yerinde inceleme yapmak üzere Şükrü beyi soğan tarlasında ziyaret ettim. O sırada sulama yapıyordu. Tam 4 aydır aralıksız yağmurlama sulama yaptıklarını söyledi. Basınçlı sulama sistemi sayesinde Hirfanlı göletinden çektikleri suyu yüzlerce sulama başlığının döndüğü tarlaya basıyorlar. Bu sırada su kanaletine eritilmiş gübre ve ilaçları boşaltarak sulamayla birlikte gübereleme, hastalık ve zararlı mücadelesi de yapmış oluyorlar. Doğrusu çok akıllıca ve oldukça bilimsel... Hiç bir zaman boş ilaç kutularını çevreye atmadıklarını, topluca imha ettiklerini ve doğaya zarar vermekten özenle kaçındıklarını söyledi. Neden Güneydoğu'da değil de çok uzaklardan gelip burada tarla kiraladıklarını söyledim; "Böylesi düz, verimli, sulanabilen ve üstelik kirası ucuz olan arazileri başka yerlede bulamadık da ondan" dedi, şaşırdım.  Bu arazilerin gerçek sahipleri olan bizler demek ki tembel işi olan buğday-arpa yetiştirmekten öteye gidememişiz, ancak el oğlu binlerce kilometre uzaktan gelip bizim başaramadığımızı başarabiliyor. Soğan tarlasını merakla gezerken 40 kadar işcinin de (kimisi Urfa'dan, kimisi Mardin'den, kimisi Hatay'dan) bir taraftan soğan sökümü yaptıklarını görüyorum. Soğanlar oldukça iri baş bağlamışlar (bazıları yarım kilo geliyor) ve kolaylıkla elle sökülebiliyorlar. Sökülen soğanlar tarla üzerinde birkaç gün kurumaya bırakıldıktan sonra püstülleri kesiliyor ve başları tenis torbalara konarak paketleniyor. Soğan deyip geçmeyin, Şükrü bey 1 dönüm tarladan 3 tondan fazla soğan hasadı yapabildiklerini, yani 900 dönümden yaklaşık 3 bin tona yakın soğan ürettiklerini söyledi. Ancak masraflarının da fazla olduğunu,  her gün sadece sulama için 1000 TL'lik mazot tükettiklerini, söküm için işçi başına günlük 35 TL yövmiye ödediklerinden bahsetti. Nisan ayında dönüm başına 600 gram kadar hibrid soğan tohumu ektiklerini de ekliyor. Ekimden sonra tekleme, çapalama, boğaz doldurma gibi kültürel işlemler de çabası. Bütün bunlara rağmen, soğanları tüccara iyi fiyattan sattıklarında oldukça tatlı para kazanabildiklerinden bahsetti. Ne diyelim Şükrü bey, "Bravo" size. Bize zenginlik içinde neden fakirlik çektiğimizin en canlı örneği olduğunuz için de ayrıca teşekkürler. Şükrü bey ayrıca her biri 30 kg gelen Diyarbakır karpuzunun nasıl yetiştirdiklerini  de anlattı, ancak "sır kalması" şartıyla!
 
Başlıksız

Acıkuyu köyünde Hirfanlı kıyısında uzanan uçsuz bucaksız soğan tarlalarını görüyorsunuz (Foto: 12 Ağustos 2012)
 "
Gönderen: baydar Tarih: 14.08.2012 Saat: 02:42 (1566 okuma)
(Devamı... | 2 yorum | Puan: 0)

Muhtar ile roportaj
PHP-Nuke Hasan Baydar bildirdi:"
Sevgili hemşehrilerim, 10-12 Ağustos 2012 tarihlerinde 3 gün boyunca Acıkuyu köyündeydim. Uzun zamandır köyümüzün muhtarı Cengiz EKİNCİ ile görüşmek ve köyde olup biten gelişmeler hakkında bilgiler derlemek istiyordum. Kendisini evinde ziyaret ettim ve beni oldukça sıcak ve samimi bir şekilde karşıladı. Cengiz bey benim çocukluk arkadaşımdır ve köyümüze muhtar seçilme başarısı gösterdiği için kendisini tebrik ederek sohbetimize başladık. Köyümüzün web sitesini takip ettiğini ve bundan oldukça memnun kaldığını söyledi. 2009 yılında muhtar seçildikten sonra en önemli icratının ne olduğunu sordum; "köy camisinin minaresidir" dedi. Muhtar olduğu yıl köy halkının desteği ile caminin minaresini yaptırdıklarını söyledi. Daha başka neler yaptınız, dedim: Eskiyen köy odasının bakımını yaptırdıklarını belirtti. Gerçekte kısıtlı bütçe ile büyük işler yapılmasının zorluklarından bahsetti. Buna rağmen Şereflikoçhisar Özel İdaresi'ne köy odası meydanının ve cami çevresinin kilit taş döşenerek düzenlenmesi için başvuru yaptıklarını, ayrıca köyün ortasından kıvrılarak akan dere yatağının sel taşkınlarına karşı ıslah edilmesi kararını aldıklarından bahsetti. Umarım, Cengiz Beyin bu söyledikleri kısa zamanda gerçekleşir. Ben de kendisinden sizler ve şahsım adına bazı özel isteklerde bulundum: köy mezarlığına çam ağaçları dikilerek koruluk haline getirilmesini, köyün ortasından geçen ana yolun iki yanına Top Akasya fidanları dikilmesini, köy içi yollarının yazın tozdan kışın ise çamurdan kurtarılmasını, köyde yıkılmış, çökmüş virane ev enkazlarının temizlenmesini rica ettim. Bu isteklerin gerçekleşmesi için elinden gelen çabayı göstereceğini, ancak hem Türkiye'de hem de Avrupa'da yaşayan hemşehrilerimizin köylerine sahip çıkmalarını, daha fazla maddi/manevi destekte bulunmaları gerektiğini söyledi. Evet, muhtarımıza ve azalarına başarılar diliyor,  köyümüzün gelişmesi için kendilerinden daha fazla gayret ve çaba bekliyoruz.  Hoşcakalınız.           

Başlıksız 
                                                Acıkuyu Köyü Muhtarı Cengiz Ekinci

Başlıksız

Yukarıdaki resimde köyümüzde bakımsızlıktan yıkılmış veya yıkılmaya yüz tutmuş olan evleri görüyorsunuz. Eğer kaderine terk edilmiş olan bu evlerin enkazları kaldırılmaz ise köyümüzün virane görüntüsünden kurtulması mümkün değil. Yapılması gereken ev sahiplerinden izin almak ve Şereflikoçhisar Kaymakamlığı'ndan, Şereflikoçhisar Belediyesi'nden yardım (dozer, grayder, vb) istemek. Bu iş için Köy Muhtarını ve azalarını derhal göreve çağırıyoruz. Ayrıca 21 Mart Orman Haftasında köy mezarlığının ağaçlandırılması ve böylece köy koruluğunun oluşturulması da acil yapılacaklar arasında geliyor. Orman Bölge Müdürlükleri, Belediyeler, Vakıflar, Dernekler bu konuda yardımcı oluyor.  Yeter ki istekli ve kararlı olalım. 
"
Gönderen: baydar Tarih: 14.08.2012 Saat: 00:45 (1213 okuma)
(Devamı... | 1 yorum | Puan: 0)

Tuz Golu Kirmiziya Boyandi
PHP-Nuke Hasan Baydar bildirdi:"
Büyüleyici buz mavisi rengiyle ünlü Tuz Gölü'nün güneybatı kıyıları kızıl renge boyandı. Bunun nedenini araştıran bilim adamları, renk değişikliğine toplu iğne ucunun binde biri büyüklüğündeki ''Dunaliella salina'' adı verilen bir tür su yosununun (alg) neden olduğunu belirledi. Aksaray Üniversitesi Fen Edebiyat Fakültesi Biyoteknoloji ve Moleküler Biyoloji Bölümü Başkanı Doç. Dr. Murat Kaya, "Göle rengini veren beta karoten pigmentinin bulunduğu canlının Dunaliella salina dediğimiz bir su yosunu türü olduğunu tespit ettik. Dunaliella salina, özellikle aşırı tuzcul ekosistemlerde yaşayan bir alg türüdür. Tuz Gölü'nde yaşaması oldukça doğaldır. Dunaliella salinanın Tuz Gölü'nde aşırı derecede çoğalması olayına algal bloom demekteyiz. Algal bloom belli bir alg türünün belli bir bölgede aşırı derecede çoğalmasıdır'' dedi. Kaya, bu canlının büyüklüğünün 10 mikron ya da toplu iğnenin ucunun binde biri kadar olduğunu belirtti. ''Flamingolar artemia salinalarla besleniyor. Artemia salinaların besin kaynağı ise dunaliella salina dediğimiz alglerdir. Tuzlu ortamlarda bulunuyorlar. Tuzluluk arttıkça dunaliella salinaların sayısı da artıyor. Dunaliella salinaların çok yoğun olduğu yerlerde o bölge kırmızı görünüyor. Sayıları ne kadar fazlaysa kırmızılık da o boyutta yoğunlaşıyor.'' Yaşanan bu olayın gayet doğal olduğu, bir tehlike bulunmadığı, Akdeniz Havzası'ndaki tuzlu göllerde de buna benzer olayların zaman zaman yaşandığı söylendi.

Tuz Gölü kızıla döndü
"
Gönderen: baydar Tarih: 02.08.2012 Saat: 22:26 (1309 okuma)
(Devamı... | 1 yorum | Puan: 0)

Lojman Evi
PHP-Nuke Hasan Baydar bildirdi:"                                                             
BaşlıksızSon köy ziyeretimde, Şükrü ABAY ve eşini, Acıkuyu Köyü İlköğretim Okulu'nun eskiyen lojman evinde ziyaret ettim. İşte size başarılı bir girişimcilik örneği. Bu eskiyen lojmanı, küçük ama oldukça hoş bir köy evine dönüştürmüş. Şükrü Abi, bu nasıl oldu? diye söze başladım. Dur bakalım, önce Acıkuyu çeşme suyunda demlenmiş çay içmeden olmaz dedi. Aroması ve tadıyla harika olmuş tavşankanı çaylarımızı yudumlarken sözlerine devam etti: Birgün Şereflikoçhisar kaymakamını ziyaret ettim ve kendisine köy okulunun yıkılmak üzere olan lojman binasını ev olarak kullanmak istediğimi söyledim. O da artık hizmet vermeyen bu lojman evini tamir ettrimek şartıyla kendilerine tahis edilebileceğini söyledi. İşte böyle başladı, bu lojman binasını adeta yeniden yarattım. Çatısını, duvarlarını, kapı ve pencerelerini, eskiyen neresi varsa tamir ettim, boyasını badanasını yaptım. İşte gördüğün gibi oldu. Şimdi yazlık olarak kullanıyoruz. Okul havlusundaki yaşlı ağaçları da kurumasınlar diye zaman zaman suluyorum. Okul havlusunun bir köşesini de sebzelik yaptım, domates, biber, patlıcan, herşeyi diktim. Burada iyi vakit geçiriyorum. Okulu da bana verin, çökmekten kurtarayım, onu da tamir edeyim dedim. Ancak bunu kabul etmediler". Evet Şükrü abi, ne diyelim, eline koluna sağlık. Hepimizin anılarında özel yeri olan bu okulun en azından lojman binasını kurtarmış olmadan dolayı sana minnetttarız. Güle güle otur...
"
Gönderen: baydar Tarih: 01.07.2012 Saat: 21:20 (1382 okuma)
(Devamı... | 2 yorum | Puan: 0)

Yeni evlerin sayilari artiyor
PHP-Nuke Hasan Baydar bildirdi:"
Kerpiç duvarlı, toprak damlı ve kireç badanalı geleneksel köy evlerimiz giderek azalıyor.  Düzenli olarak tamir edilmeyen veya terk edilen bu tür evler zamana dayanamayarak çöküyor. Köye her gittiğimde eski geleneksel köy evlerinin yerini yavaş yavaş betonerme evlerin aldığını görüyorum. Bu durum elbette köyün panoramasını da (görüntüsünü de) değiştiriyor. Yeni inşa edilen evlerden bazıları oldukça estetik olmuş, bazıları ise son derece sıradan. Keşke yenilenen/inşa edilen evler eski köy evlerinin dokusunu bozmayacak şekilde yapılsalar... Aşağıda sizlere köyümüzün değişen yeni yüzünü gösteren fotoğraflarla baş başa bırakıyorum. Bu fotoğrafları sizler için 10 Haziran 2012 tarihinde çekmiştim.

Başlıksız

Başlıksız

BaşlıksızBaşlıksız"
Gönderen: baydar Tarih: 11.06.2012 Saat: 02:35 (1459 okuma)
(Devamı... | 7 yorum | Puan: 5)

Kiraz bu kadar mi lezzetli olur!
PHP-Nuke Hasan Baydar bildirdi:"
Köyümüzde çok sayıda bahçe tesis edilmiş; üstelik birçoğu da son derece bakımlılar ve çeşit çeşit meyve ve sebze barındırıyor. Köyümüze tatlı su şebekesi çekildikten sonra köylülerimiz büyük bir gayretle giriştikleri bahçecilik zanaatını başarıyla icra ediyorlar; kayısıdan kiraza, elmadan armuda, cevizden bademe, üzümden böğürtlene (hatta fındığa) kadar her çeşit meyveyi yetiştiriyorlar. Bu köyde, olmaz denilen herşeyi yetiştirmek mümkün. Köyümüzün tuzlu ve kireçli toprakları üzerinde yetişen meyve ve sebzeler üstelik son derece de lezzetliler. İşte aşağıda 8 Haziran 2012 tarihinde bir bahçeden çektiğim kiraz ağacı. Üzerindeki Napolyon kirazının kalitesi ise mükemmel. Eğer büyük şehirlerin sıkıcı apartman dairelerinde yaz sıcağında bunalıyorum diyorsanız, daha ne duruyorsunuz, koşun köyünüze ve bir muhteşem bahçe de siz  tesis edin. Artık Acıkuyu, bozkır Acıkuyu olmaktan çıkmış, yeşil Acıkuyu olmuş...

Başlıksız"
Gönderen: baydar Tarih: 11.06.2012 Saat: 02:09 (1231 okuma)
(Devamı... | 2 yorum | Puan: 0)

Nesime ana yeni evine kavustu
PHP-Nuke Hasan Baydar bildirdi:"
Sosyal Yardımlaşma Genel Müdürlüğü'nün 'Dul ve Yoksul Alilere Konut Yardımı Projesi' kapsamında köyümüzde eşi Mehmet Mutlu öldükten sonra dul olarak yaşayan Nesime Mutlu için Şereflikoçhisar Kaymakamlığı tarafından 3 ay önce eski evinin hemen yanı başına ev yaptırıldı (Bak. aşağıdaki fotoğraf). Şu an köyümüzün en yaşlısı (90 yaşın üzerinde olup yıllara meydan okuyor) olma ünvanını da taşıyan Nesime anamız yeni evine kavuştuğu için çok mutlu olduğunu söyledi. Biz de kendisine "güle güle otur" diyoruz. Bu hizmetten yararlanmak için Kaymakamlığa ayrıca merhum Yusuf Çetin'in dul eşi Gülbeyaz Çetin'in de başvurduğu öğrenildi.

Başlıksız"
Gönderen: baydar Tarih: 11.06.2012 Saat: 01:26 (1140 okuma)
(Devamı... | 1 yorum | Puan: 0)

Koy enstitüleri
PHP-Nuke Hasan Baydar bildirdi:"
KÖY ENSTİTÜLERİ VE İDEAL CUMHURİYET KÖYLERİ

Değerli hemşerlerim, bilindiği üzere, 17 Nisan Türkiye'de Köy Enstitülerinin kuruluş yıldönümüdür. 17 Nisan 1940 tarihinde resmen açılmış olan bu eğitim kurumlarından,  1937’den 1946’ya kadar Türkiye’nin her bir köşesinde toplam 21 adet kurulmuştur: Öyle büyük başarı sağlandı ki, 1939’dan 1950’ye gelindiğinde toplam 18,500 köy öğretmeninden 13,000’i köy Enstitüsü kökenli idi... 1945 yılında Hasanoğlan Köy Enstitüsü'ndeki sadece müzik enstrümanları varlığı listesinde;  260 mandolin, 160 klasik müzik plağı, 55 keman, 37 bağlama, 8 akordeon, 3 radyo, 3 piyano, 3 davul ve 1 pikap bulunuyordu. Bu listedeki enstrümanlar, 21.yy Türkiyesinin hangi okulunda vardır? Bir köy enstitüsü öğrencisine sadece tarımsal mesleki bilgiler ve pratikler değil, aynı zamanda tiyatro, müzik, sanat, halk oyunları, spor eğitim ve öğretimi de veriliyor, bir köy ilkokulu çocuğu bir enstrümanı çalmayı öğrenmeden, önemli dünya klasiklerini okumadan mezun edilmiyordu (her sene 25 tane klasik roman okumakla yükümlüydüler). Bu enstitülerden Fakir Baykurt, Talip Apaydın, Mahmut Makal, Ümit Kaftancıoğlu, Mehmet Başaran, Pakize Türkoğlu, Ali Dündar, Dursun Akçam, Mehmet Uslu gibi daha birçok ünlü yazarlar ve düşünürler mezun olmuştur.

Gönen Köy Enstitüsü’nü (şu an Gönen MYO olarak hizmet vermektedir) lütfen ziyaret ediniz ve 1939’da yapılmış enstitünün muhteşem tiyatro salonuna dikkatlice bir göz atınız. Bu salonda 70 yıl önce Moliere’den de, Shakespeare’den de oyunlar sergileniyordu. Köy Enstitülerinde ünlü halk ozanımız Aşık Veysel’in öğrencilere bağlama dersi verdiğini biliyoruz. O dönemlerde, köy çobanlarının bile heybelerinde azık torbası ile birlikte dünya klasikleri taşıdıklarına tanıklık edenler vardır. Kısaca Türkiye Cumhuriyetinin en büyük eğitim projesi olan Köy Enstitüleri, yüzyılların fakirliği, yoksulluğu, cehaleti içinde boğulan köylerden başlatılarak Türk toplumunu aydınlatma ve çağdaşlaştırma projesi idi. Cumhuriyetin kurulduğu yıllarda Türk toplumunun %80’den fazlası köylerde yaşıyordu ve ancak %3’ü okuma-yazma biliyordu. İşte böylesine geri kalmış bir kesimin kalkındırılmasında bundan daha ideal bir model ne olabilirdi? 

Köy Enstitüleri kurucularına göre "... Kurtuluş savaşlarında kanlarını döken, inkılâp hareketlerine emek veren Cumhuriyetin gerçek sahiplerine hakları ödenmeli, İmparatorluklarda olduğu gibi ezilen ve sömürülen sınıflar olmamalıydı”. Köy Enstitüleri öğrencileri, çoğunlukla o bölgenin kızlı-erkekli kendi çocuklarından oluşuyor; gelenek, görenek ve adetlerine bağlı kalarak, yabancılaşmadan, öğretmen olduktan sonra atandıkları köylerin kalkınması ve modernleşmesi uğruna canla başla çalışıyorlardı. UNESCO tarafından "Türk Eğitimi Modeli" olarak dünyaya örnek gösterilen bu proje maalesef 1954'te iç ve dış güçlerin baskılarına dayanamayarak tamamen kapatılmışlar, yerlerine bugünkü “ezberci” modele benzer eğitim veren öğretmen okulları açılmıştır.  Buradan, bu büyük eserlerin gerçek mimarları olan dönemin Milli Eğitim Bakanı Hasan Ali Yücel’i (1897-1961) ve dönemin İlköğretim Müdürü İsmail Hakkı Tonguç’u (1893-1960) saygıyla anıyorum. 

Köy Enstitüleri gibi hayata geçirilmeye çalışılan diğer önemli bir proje de "İdeal Cumhuriyet Köyleri" projesidir. Köylüyü milletin efendisi olarak tanımlayan Büyük Atatürk, yüzlerce yıl ihmal edilmiş, hizmet götürülmemiş, sadece vergi ve asker toplamak için hatırlanmış Anadolu köylüsünün kalkınması için  1937 yılında İdeal Cumhuriyet Köyü Projesi’ni hazırlamıştır. Atatürk, yoksul Anadolu köylüsünün büyük fedakârlıkları ile kazanılan Kurtuluş Savaşı'ndan sonra Köy Enstitüleri ile başlayan Anadolu'nun aydınlanması ve çağdaşlaşması hedefi doğrultusunda "İdeal Cumhuriyet Köyleri" yaratma projesini hayata geçirmek için büyük gayret ve çaba sarf etmiş, ancak bunu gerçekleştirmeye ömrü yetmemiştir. Atatürk’ün bizzat kendi eseri olan bu projenin aslını Türk Tarih Kurumu'nda görmek mümkündür. Atatürk'ün ölümünden sonra kimi siyasi parti liderleri tarafından “Köykent” ve “Tarımkent” gibi değişik adlar verilerek sahiplenilmiş olan bu proje keşke uygulamaya sokulabilseydi. Bu projede neler vardı? İdeal Cumhuriyet Köyü Projesi, daire yerleşim planına göre hazırlanmıştır. Merkezden çevreye doğru helezonik bir biçimde genişleyen dört ana bölümde (dairede) okul, camii, köy konağı, sağlık ocağı, PTT, kooperatif, kütüphane, park, çocuk bahçesi, sosyal tesis, çeşme, havuz, hamam yerleştirilmiştir. Planın dışa doğru genişleyen dairelerinde ayrıca panayır alanı, selektör, fabrika, damızlık hayvan barınakları, mezarlık, koruluk ve diğer yapılar sıralanmıştır. Evet, daha kurulalı 15 yıl olmuş, bir taraftan Osmanlı Devleti'nin borçlarını ödemeyi sürdüren Genç Cumhuriyet'in kurucusunun ve dava arkadaşlarının hayallerini yansıtan bu proje, eğer bugüne kadar hayata geçirilebilmiş olsaydı, inanın bugün bambaşka bir Türkiye'de yaşıyor olacaktık. Atatürk daha fazla yaşamış olsaydı, Köy Enstitüleri gibi bu proje de gerçekleştirilmiş olacak, 21. yüzyıla geri kalmış ve terkedilmiş köylerle değil, kentlerden daha çağdaş ve modern köylerle girmiş olacaktık.

Evet, Köy Enstitülerini yeniden “aynen” canlandırmak, günümüzün sürekli değişen, gelişen ve küreselleşen dünyasında mümkün değildir; ancak bu tip eğitim kurumlarının kuruluş ve işleyiş ruhunu iyi anlayıp, yeni eğitim kurumlarımızda özellikle müfredat geliştirmede örnek alabiliriz. Örneğin günümüzde hemen hemen bütün il ve ilçelerimizde faaliyet gösteren Meslek Yüksekokullarının büyük çoğunluğu ile ve hatta Ziraat Fakülteleri “günümüzün çağdaş köy enstitüleri“ olarak yeniden yapılandırılamazlar mı? Türkiye’de var olan 35 bine yakın köyde “İdeal Cumhuriyet Köyleri” projesine benzer projeler hayata geçirilemedikçe, bir taraftan devasa “uydu kentler” inşa ederken, öbür taraftan büyük çoğunluğu orta çağ gelişmişlik düzeyinde kalan köylerle yolumuza devam ederiz.



"
Gönderen: baydar Tarih: 19.04.2012 Saat: 00:42 (1121 okuma)
(Devamı... | 2 yorum | Puan: 0)

Koy sozlugu
PHP-Nuke Hasan Baydar bildirdi:"
Aba: abla. Acep: acaba. Acer: yeni. Ağıl: küçükbaş hayvan barınağı. Ahır: büyükbaş hayvan barınağı. Ahraz: sağır. Ama: kör. Ambar: depo. Ana: anne. Anadut: 3 parmaklı tahta dirgen. Anca: henüz, az önce. Anız: tahıl sapı. Arabaşı: bir tür çorba. Arşın: 0.68 metre. Aspap: elbise, giyisi. Avurt: yanak. Baldırcan: patlıcan. Bayah: demin. Bıldır: geçen yıl. Bibi: hala. Böle: teyze oğlu. Büküş: köşe. Canavar: kurt. Cıncık: cam parçası. Cıngar: kavga, gürültü. Culuk: hindi. Cülük: civciv. Çapıt: bez parçası. Çebiç: keçi yavrusu. Çeper: bahçe duvarı. Çıltak: kavgacı. Çingil: bakraç. Çitil: fide.  Çitlek: ayçiçeği, çekirdek. Çömçe: kepçe. Çörten: oluk. Çul: eski ve yırtık kilim. Dam: çatı. Davar: koyun, keçi sürüsü. Demin: az önce. Dene: tane. Deste: bir demet ekin. Dinelmek: ayakta durmak. Dirhem: 3.2 gram. Domalan: yer mantarı. Don: iç çamaşırı. Dölek: düzgün. Dönüm: dekar. Döş: göğüs. Döşşek: yer yatağı. Düğür: gelin/damat ailesi. Ebe: nine. Ede: abi. Emmi: amca. Enik: kedi, köpek yavrusu. Erinmek: üşenmek. Essah: gerçekten, sahiden. Eşik: giriş. Gancık: dişi köpek.Garnaz: Kinci. Gavlatmak: soymak. Gı: kız. Gıran: salgın hastalık. Gıymık: ince tahta parçası. Göbelek: mantar. Göğ: ham. Gömük: çamur. Göynek: fanila. Gözer: ince delikli elek. Gurk: civcivli tavuk. Gütmek: hayvan otlatmak. Güvermek: yeşermek. Habe: eşşek semeri. Hasit: kıskanç. Hatıl: kuyu suyunun akıtıldığı havuz. Hedik: haşlanmış buğday. Helke: bakraç. Herif: koca. Hınzır: kötü. Horanta: ev ahalisi. Irah: uzak. Ismarıç: sipariş.İbrik: bir tür su kabı. İlenme: söylenme. İşlik: gömlek, atlet: İzbe: oda. Kalbur: kalın delikli elek. Katık: yiyecek. Kavurga: çerez. Kele: ilahi sende. Kemçik: boşboğaz. Kenef: hela. Kırmızı: domates. Kile: 2 teneke tahıl, 28-32 kg. Kiri: eşek sıpası. Kiriş: tavan direkleri. Kömbe: bazlama, börek. Kümes: kanatlılar barınağı. Kümpür: patates. Bostan: kavun tarlası. Küncü: susam. Leğen: büyük kap.Malak: deve yavrusu. Malamat: rezil. Marim: meğer. Marpuç: hortum. Meret: sıkıntı veren. Metelik: para. Mıh: çivi. Okka: tahıl ölçeği, 1.3 kg. Okuntu: davetiye. Palaz: hindi yavrusu. Papuç: ayakkabı. Peşkir: havlu. Sasımak: kokmak. Seğirtmek: koşmak. Seki: tahta merdiven. Sındı: makas. Sızgıt: pişirilip dondurulmuş et. Sikke: demir kazık. Sini: demir yer masası. Sokum: lokma. Soyha: eşya, öteberi. Şaplak: tokat. Şinik: tahıl ölçeği, 9.25 litre. Tavatır: çok iyi.Tevek: kavun bitkisi. Tezek: hayvan gübresi. Toklu: koyun yavrusu. Tokuç: tahta sopa. Tornet: çocuk arabası. Tort: köpek boyunluğu. Tummak: dalmak. Tunç: iki tarla arasındaki sınır. Urgan: ip. Usul usul: yavaş yavaş. Usül: yöntem. Üşengeç: tembel. Üvez: güve. Böcü: böcek. Üzerlik: bir tür mera bitkisi. Yaba: ağaçtan ürün savurma aleti. Yağır: sırt. Yanaz: aksi.Yav: laf. Yufka: tandır ekmeği. Yumuş: iş, buyruk. Yüklü: hamile kadın. Yüklük: yatak dolabı. Zaar: galiba. Zembelek: Kapı zili. Zemheri: karakış mevsimi. Zerdali: tatlı kayısı. Zeyrek: susam.
"
Gönderen: baydar Tarih: 15.04.2012 Saat: 13:30 (1085 okuma)
(Devamı... | 1 yorum | Puan: 0)

Gecmisten ders almak
PHP-Nuke Hasan Baydar bildirdi:"
Geleceği toplumsal ihtiyaçlara cevap verecek, sorunları çözüme kavuşturup, modern yaşanabilir bir kente kavuşabilecek, kısır çekişmelerden uzak huzur içinde yaşayabilecek bir şekilde dizayn etmek istiyorsak, geçmişi iyi irdelemek ve yaşananlardan ders çıkarmak gerekiyor.

"Tarih tekerrürden ibarettir" derler ama karşıt bir bakış açısıyla da yanıtlarlar: "Hiç ibret alınsa tekerrür edermiydi?" Şereflikoçhisar'ın bugününe baktığımızda geçmişten fazla ders almadığımızı, sürekli aynı hataları tekrarlayıp, bilinen yanlışlar üzerinde israr ettiğimizi görüyoruz.

Geçmişte Şereflikoçhisar'ın geleceğini tümden etkileyecek gelişmeler yaşandı. Türkiye genelinde, yurtdışındaki işçilerin küçük tasarruflarına dayalı yüzlerce şirket kuruldu. Bu kervana ilçemiz sakinleri de Ekstaş ve Tuzmak adıyla iki şirketle katıldılar.

Sonuç; Altyapısı, yasası, sağlam denetim mekanizmaları hazırlanmadan kurulan bu şirketler, öngörüden uzak, çapsız siyasetçilere ve önyargılı kısır çekişmelere kurban edildiler.

Orta Anadolu Petrol Rafinesiyle ilgili fizibilite çalışmaları yapılırken, depolama, nakliye ve ulaşım açısından kurulması gereken yerler arasında Şereflikoçhisar'ımız şanslı yörelerin başında gelirken, bizi yönetenlerin ilgisizliği, siyasilerimizin kişisel çıkar hesapları, toplumun duyarsızlığı ve gerekli çabanın gösterilmeyip, çalışmaların yapılmaması nedeniyle elimizden kaçtı gitti. Kırıkkale'ye kondu.

1970'li yılların sonlarına doğru Tekel tarafından Kaldırım Tuz İşletmesi'nin içinde Rafine Tuz Fabrikası kuruldu, bu fabrikanın ürettiği gıda tuzuyla ülkenin en ücra küsesindeki köylere kadar girecektik. Biz sahiplenemedik, söz ve karar sahibi olanlar lakayt davrandı, fabrika açılmadan kapandı, çürüdü yokoldu. Bir dönem inşaat sektörü doludizgin gidiyordu.

Her gün yeni bir müteahhit türüyor, kat karşılığı apartmanlarla her taraf beton yığını halini alarak çarpık, çirkin şehirleşme adına ne varsa yapılıyor, yol su elektrik kanalizasyon gibi alt yapı hizmetleri daha önceden hazırlanmıyor, ecüş bücüş sokaklar, kaldırımsız caddeler, caddelere çıkarılan merdivenler, yeşil alanı, dinlenme, oyun ve oto parkı olmayan bir kent yapılanması ile sağlıksız gelişen bir bünye görünümünü alıyorduk.

Buarada Belediyelerimizde boş durmuyor, ellerinde ne kadar gayrimenkül varsa, bir mirasyedi hovardalığı içinde satıyor, elinde tuvalet yapabilecek ölçüde bir arsa kalmamasının utancıyla Kültür Bakanlığı'ndan gelen şehir merkezinde yaptırılacak örnek ve modern tuvalet için tahsis edilen 30 milyar liralık ödeneği geri iade etmek zorunda kalıyordu.

Yönetenlerimizde, fertlerimizde, öyle bir anlayış hakimdi ki; hiç bir plan proje olmadan, fizibilite çalışması yapmadan, akşam aklımıza ne düşerse sabah onu uygulamaya koyuyor, yanlışlığını hatasını farkettğimizde ise iş işten geçmiş oluyordu.

Bu anlayışladır ki; şehir imar planıyla dost, akrabanın isteğine göre keyfimizce oynuyor, yolları daraltmaktan, sokakları kapatmaktan, apartmanların ortasından yol geçirmekten, bugünkü Atatürk parkını bir kaç kez bozup pazar yeri, pazar yerini bozup park yapmaktan rahatsızlık duymuyorduk.

Bu anlayışladır ki; herkesten, herşeyi istiyorduk, bekliyorduk ama yönetimler olarak, kuruluşlar olarak, fertler olarak kendimiz hiçbir şey yapmıyor, hiçbir sorumluluk almıyor veya yaptığımızı elimize yüzümüze bulaştırıyor, yönetimin en yetkili makamlarında oturanların imzasıyla, hiçbir ön araştırma yapmadan, uygun yerimiz var mı yok mu diye düşünmeden, Sabancı grubuna mektup yazıp, ilçemize otomobil fabrikası kurmasını isteyecek kadar gülünç duruma düşüyorduk.

Özetlersek; elimize geçen fırsatları değerlendiremedik, kaynakları har vurup harman savurduk, saman alevi gibi parlayıp sönen bir anlayışla olunması gereken noktaya gelemedik.

Mustafa YÜCEL (Çengel Gazetesi Yazarı)
"
Gönderen: baydar Tarih: 21.03.2012 Saat: 00:47 (1194 okuma)
(Devamı... | 1 yorum | Puan: 0)

Acikuyu kis mevsimi
PHP-Nuke Hasan Baydar bildirdi:"

Başlıksız

2012 yılı Şubat ayında köyümüz kar altında iken çekilmiş fotoğraflar
"
Gönderen: baydar Tarih: 22.02.2012 Saat: 00:17 (1626 okuma)
(yorumlar? | Puan: 0)

Ay devrelerine gore zirai faaliyetler
PHP-Nuke Hasan Baydar bildirdi:"Dünyamızdan yaklaşık 385 bin km uzaklıkta olan, çapı dünyanın dörtte biri, kütlesi de seksende biri olan Ay’dan bahsetmek istiyorum. Geceleri gökyüzüne baktığımızda, orada kimi zaman lamba gibi asılı duran şeyin, çocuklarımızın Ay Dede’sinin, binlerce yıldır tarımsal faaliyetlerin şekillenmesine olan etkisi, bu mesleğin bir mensubu olarak bende çok merak uyandırmıştır. Tarımda Ay Takvimi’nin tutarlılığı veya tutarsızlığı üzerine kapsamlı bir araştırma yapılmasının çok önemli olduğunu düşünüyorum.

Yaklaşık 28 gün süren ay döngüsünün 14'er günlük iki evresi vardır; biri yeniay ile başlayıp dolunay ile biten “büyüme” evresi, diğeri ise dolunayla başlayıp yeniay ile biten “küçülme evresi”. Ay'ın görüntüsü büyürken çekim kuvveti arttığı için yeryüzünde su daha çok dışarıya (git), küçülürken de içeriye (gel) akmaya eğilim gösteriyor. İşte yaşayan her canlının büyük bölümünü su oluşturduğundan, ayın hallerine göre suyun gel ve git’lerine göre öngörülmeyen değişiklikler oluyor. Bir nevi, belki de kimsenin farkında olmadan, Ay Takvimi’ne göre hayatın akışı şekilleniyor. Nasıl mı?

Örneğin Anadolu köylerinde yaşlı dedeler ve nineler; “Ay'ın yenisinde yapılan işten hayır gelmez!”, “Dolunayı bekle, bereketini gör”, “Ayın yenisinde olur börtü böcek, eskisinde olur börek çörek”, “Kesme odunu ay büyürken, kırk koyunu küçülürken” derler. Belki de yüzyıllardır kuşaktan kuşağa aktarılan bilgiler, tecrübeler ve gözlemler, Ay’ın hangi devresinde neyin yapılıp yapılmayacağını onlara öğretmiş; “Hangi ürün ne zaman ekilir, ne zaman toplanır?”, “Meyve ağaçları veya asmalar ne zaman budanır veya aşılanır?”, “Haşere ne zaman ürüne musallat olur?”, Koyun ne zaman koça katılır, ne zaman kırkılır?”, “Bulgur, salça,  turşu, peynir, ekmek ne zaman yapılır?”, gibi soruların yanıtını çoğu kez geceleri gökyüzündeki ayın hallerine bakarak vermişler; bir bakıma Ay’ın devreleri onların ziraat takvimi olmuştur.

Öyle ki, bu takvimi takip edenlere göre, Ay’ın eskisinde (dolunaydan yeniaya kadar olan küçülme devresi) ekilen veya dikilen ürün daha verimli olur; özellikle Ay’ın dolunay devresi ekim/dikim zamanıdır. Ay’ın yenisinde (yeniaydan veya hilalden dolunaya kadar olan büyüme devresi) ekilen, dikilen, biçilen veya toplanan ürün böceklenir, küflenir. Koyun yeniayda kırkılmaz, aksi halde yünü çabuk kopar ve güvelenir. Ağaçlar yeniayda kesilmez, aksi halde odunu kolay bükülür, çatlar ve çürür. Budama ve aşılama yeniayda yapılmaz, aksi halde sürmez ve tutmaz (bu işler için yarımay beklenir). Dolunayda biçilen otlar daha şifalı olur.

Biz bugün bilimsel yöntemlere göre tarımsal eğitim uyguluyor ve tarımsal faaliyetlerde bulunuyoruz; örneğin tarla denemeleri ve laboratuar analizleri yaparak hangi ürünün ne zaman ekileceğine, hastalık ve zararlılarla nasıl mücadele edileceğine, hasat ve harmanın ne zaman yapılacağına karar veriyoruz. Elbette en doğru olanı budur. Ancak yukarıda açıklamaya çalıştığım şekilde, ellerinde bugün bizlerin sahip olduğu  bilim ve teknik imkânlardan yoksun olan insanların doğanın işaretlerini (örneğin Ay’ın devrelerini) rehber edinerek faaliyetlerde bulunmaktan başka çareleri yoktu. İşte şimdi bizlere, bugün birçok bilim adamına göre “hurafe” olan, artık unutulmuş, ancak çoğu zaman işe yaramış olan Ay takvimine dayalı zirai faaliyetleri bilimsel olarak araştırıp gün ışığına çıkartmak düşüyor. Örneğin Ay’ın dolunay devresinde biçilen otlar gerçekten daha şifalı mıdır? Bilimsel olarak araştırıldıktan sonra  yanıt “Evet” olursa çok şey kazanırız, “Hayır” olursa hiçbir şey kaybetmeyiz.
"
Gönderen: baydar Tarih: 11.02.2012 Saat: 03:33 (1059 okuma)
(Devamı... | 1 yorum | Puan: 5)

Bal arilari neden kayboluyor?
PHP-Nuke Hasan Baydar bildirdi:"
Dünya kamuoyunu bugünlerde fazlaca meşgul eden ve oldukça güncel olan bir konu: Bal arıları neden kayboluyor veya kitle ölümleri ile karşı karşıyalar? Evet, ünlü fizik profesörü Einstein: "Eğer dünyada bal arıları yok olursa, insanlığın ömrü de en fazla 4 yıl olur", demiştir. Ben bu fikre katılmıyorum, çünkü dünyayı doyuran ve giydiren 5 stratejik bitki olan pirinç, buğday, soya, pamuk  ve domates  gibi bitkiler yüksek oranda kendine tozlaşan bitkiler ve üremek için balarılarına ihtiyaçları yok. Patates ve şekerkamışı ise vejetatif olarak yumru ve çelikleriyle çoğaltılıyor. Mısır ve şekerpancarı ise yüksek oranda yabancı tozlaşmakla birlikte, tozlaşmayı arılar değil rüzgar gerçekleştiriyor. Ayçiçeği,  kanola, elma, kiraz gibi yabancı tozlaşan ürünler için ise bal arıları çok önemli. Şöyle ya da böyle onlar dünyamızın en değerli ve en çalışkan üyeleri, onlardan ders alacağımız öyle çok şeyler var ki!... Peki neden son 10 yıldır sürekli dünyada bal arılarında toplu ölümler veya toplu firarlar görülüyor? Neredeyse yoğunlukları yarı yarıya azalmış durumda ve bu azalış halen devam ediyor?
1) Bal arıları yoğun monokültür tarımın yaygınlaşması ile birlikte (örneğin uçsuz bucaksız mısır, soya veya buğday tarlalarında) ürün çeşitliliğinin azalması ve çok sınırlı bir peryotta polen-nektar akışı olması nedeniyle yeni besin kaynakları bulmak üzere toplu göç etmek zorunda kalıyorlar. Üstelik bu tip tarım bölgelerinde aşırı ve zehirli tarımsal ilaç kullanımı da bal arılarının kitlesel ölümüyle sonuçlanıyor. (Çözüm: polikültür tarım, iyi huylu veya ekolojik tarım sistemleri)
2) Bal arılarının üzerine bir tür parazit böcek (mite) yerleşiyor ve bu parazit böcekler arıların yön bulma yeteneğini bozuyor ve böylece kovanını bulamayan arılar telef oluyor. (Çözüm: bal arılarının parazitlerini parazitleyen pradötür böcekler üretip doğaya salmak)
3) GDO'lu ve terminatör gen içeren bitkilerin giderek tarım alanlarını kaplıyor olması. Bal arıları genetiği değiştirilmiş bitkilerin polen ve nektarları ile beslendiğinde, aynen Bt geni içeren mısır, pamuk ve patates gibi bitkileri tüketen lepidopterlerde olduğu gibi, sindirim sistemi bozuluyor ve iflas ediyor. (Çözüm: GDO'ya karşı değiliz, yeter ki bal arılarına ve diğer faydalı böceklere zarar vermeyen transgenik çeşitler olsun)
4) Cep telefonlarından yayılan ultra elektrik dalgaları ve UV ışınları: Bütün dünyayı kapsama alanına sokan ses dalgaları yayan vericiler ve uydu – GPS istasyonları bal arılarının sinir hücrelerini etkileyerek yön bulmasını engelliyor (Çözüm: Ses frekanslarını balarılarına zarar vermeyecek şekilde ayarlamak)
5) Dünyanın manyetik dengesinin kutup bölgelerinden ekvatora doğru kayması. Son yıllarda eskiden sadece kutuplarda geceleri görülen yeşil renk tayfları artık her yerde görülmeye başladı. Bu, bilim adamlarına göre dünyanın manyetik alan sapması (kıyamet alameti!). Bu sapma bal arılarının hareket ve yön bulma dengesini alt üst ediyor (Çözüm: Bir an önce uzayda yeni dünyalar keşfetmek!)
6) Dünyayı daha fazla para ve daha fazla prestij kazanma hırsıyla, savaşlarla, yaşanmaz boyutta tahrip eden biz insanlara artık arılar bile tahammül edemiyor ve bizlerle aynı dünyada yaşamaktansa ölmeyi tercih ediyorlar (Çözüm: Dünyayı daha yaşanılır hale getirmek!).    
"
Gönderen: baydar Tarih: 05.02.2012 Saat: 20:07 (1151 okuma)
(Devamı... | 1 yorum | Puan: 0)

Anket
NE SIKLIKTA ACIKUYU KÖYÜNÜ ZiYARET EDiYORSUNUZ?

Köyümde yaşıyorum
Haftada bir gidiyorum
Ayda bir gidiyorum
Yilda bir gidiyorum
Yillardır hiç gitmedim



Sonuçlar
Anketler

Toplam Oy: 187
Yorum: 0

Üye Girisi
Üye Adı

Şifre

Güvenlik Kodu: Güvenlik Kodu
Güvenlik Kodunu Girin

Hala hesabınız yok mu? Hemen açabilirsiniz. Kayıtlı bir kullanıcı olarak tema yönetici, yorum ayarları ve isminizle yorum gönderme gibi avantajlara sahip olacaksınız.

Günün En Popüleri
Bu gün için henüz önemli bir haber yok.

Eski Makaleler
27.12.11
· Dunyanin en akilli adami
10.08.11
· Gurbetteyim
03.08.11
· Son vaziyet
20.04.11
· Domalan mantari
31.03.11
· Gurbetteki Acikuyulular
23.03.11
· Acikuyu’dan selam getirdim
22.02.11
· Tuz Golu Mucize Bitkileri
20.02.11
· Çiftçimiz yaslaniyor, tarim geriliyor!
27.01.11
· Türkiye'de Acikuyu koyleri
25.01.11
· Koy evleri tamir ediliyor, ama ...
19.01.11
· Koyde dumani tuten evler...
26.12.10
· Ali Nurcan'dan siir
21.12.10
· Organik Tarimla Kalkinan Koy: Yaylacik
· Ekolojik Koy (Turgutlar)
· Ekolojik Koy (Degirmen Ciftligi)
30.11.10
· Asalet
08.11.10
· Varlik icinde yokluk çekmek!
26.09.10
· Fil hikayesi
25.09.10
· Bir hikaye daha
08.08.10
· Neler oluyor
28.07.10
· Ben de ACIKUYU'luyum!
22.07.10
· Kenger uretemez miyiz?
21.07.10
· Mahmut MAKAL VE BIZIM KOY
20.07.10
· Hasat mevsimi bitti
20.02.10
· Hakime Ekinci
07.02.10
· Kuyusundaki suyu aci köyüm
25.01.10
· Fuat Yilmaz - Tesekkür
31.12.09
· Mahmut ALKAN'dan Siir
30.12.09
· Kutlama
24.12.09
· Tesekkür

iletisim





Prof. Dr. Hasan BAYDAR (Web Editörü)
Adres: Süleyman Demirel Üniversitesi
Ziraat Fakültesi Tarla Bitkileri Bölümü 32260 - ISPARTA 
e-mail: hasanbaydar@sdu.edu.tr 

PHP-Nuke Copyright © 2005 by Francisco Burzi. This is free software, and you may redistribute it under the GPL. PHP-Nuke comes with absolutely no warranty, for details, see the license.
Sayfa Üretimi: 0.54 Saniye